Trajediye ‘iki devletli’ çözüm

Trajediye ‘iki devletli’ çözüm

Uzun zamandır gözlemlediğim bir soruna değinmekle başlamak istiyorum bugünkü yazıma.

Gazze’de bir insanlık trajedisi yaşandığı konusunda şüphe yok. Bu trajedinin nedeni elbette ki savaştır. Bu savaş iki aktör arasında gerçekleşiyor; terör örgütü Hamas ve İsrail. Fakat Hamas aynı zamanda iki parçaya ayrılan Filistin’in Gazze bölgesinde yönetimde olan parti, yani resmi hükümet.

Filistin’deki çift başlılığın nedeni, Hamas’ın otoriter ve teolo-faşizan yönetimi ve ideolojisi. Uzun bir mesele, fakat işin özünde 2006’dan beri gelişen sürecin ana dinamiği budur. İsrail’in Gazze politikasını belirleyen de Hamas’tır. Filistin yönetimi yeknesak Hamas değil. Müslüman ülkelerdeki ve medya kuruluşlarındaki birçok haber bu gerçeği ne hikmetse ısrarla görmezden geliyor. Hamas’ın Filistin meselesini kendi istediği sulara doğru kaçırdığı ve Batı Şeria’daki meşru Filistin otoritesini by-pass ettiği gerçeği orta yerde duruyor. Fakat günü kurtarmayı ve kısa yoldan puan toplamayı marifet sayan bir yaklaşım İslam ülkelerinde ve medya kuruluşlarında giderek hakim yaklaşım haline geliyor. Bu endişe vericidir. Çünkü makul ve rasyonel Müslümanlar, bu nedenle giderek Hamas çizgisindeki cihatçı politik pozisyonlara kayıyor ve radikalleşiyor. Sanırım bu tehlikeyi sadece ben görmüyorumdur. Buna dikkat çekmek istedim.

Bununla bağlantılı olarak, hastane saldırısı örnek olayında görüleceği üzere, ortaya çıkan kanıtların ısrarla görülmek istenmemesi ve ilk günkü retoriğin hala tekrarlanması, üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir endişe kaynağı olmalıdır.

Nedir bu kanıtlar?

Birincisi iddia edildiği gibi patlama hastane binalarında gerçekleşmiş değil. Patlamanın otopark alanında gerçekleştiği kesin. Zaten fotoğraflar da hastane binalarının sapasağlam durduğunu gösteriyor. Bu elbette otoparkta yaşanan can kaybını görmezden gelmemizi gerektirmez. Her türlü sivil can kaybı bir insanlık dramıdır. Ancak bu ayrıntı önemlidir. Neden? Hamas kaynaklı haber akışının manipülatif olduğunu göstermesi bakımından! Evet, patlama otoparkta meydana gelmiş.

Dahası, otoparktaki hasar patlamanın uçak taarruzu (uçaktan atılan bomba) ile gerçekleşmediğini gösteriyor. Çünkü uçak bombalamalarındaki tipik krater hastane park alanında yok. İsrail’in kanıt olarak sunduğu telefon konuşmalarında Hamas militanlarının hatalı roket atışı sonrası hastane çevresine kendi roketlerinin isabet ettiğini söyledikleri ortada. Bu konuşmalar ciddi bir kanıt ve Hamas bu kanıtları çürütecek bir açıklamada bulunamadı (veya karşı kanıt ortaya koyamadı).

Bunun dışında patlamanın gerçekleştiği anlarda çekilmiş videolar var ve bu görseller de Gazze tarafından İsrail tarafına seri roket atışı yapıldığı esnada hastane yakınına düşen bir roket veya roket parçasını gösteriyor. Tüm bu kanıt ve göstergelerin yanında, saldırının İsrail uçaklarından yapıldığına ilişkin bir görsel de yok.

Patlama gerçekleştikten hemen sonra medya kuruluşlarının Hamas kontrolündeki Gazze otoritesi verilerine göre alelacele haber yapıp, “İsrail hastaneyi vurdu!” şeklinde haber geçmeleri belki anlaşılabilir. Ama ciddi medya kuruluşları ertesi gün bu kanıtlar ortaya çıktıktan sonra haberlerini tekzip ettiler ve değiştirdiler. Oysa özellikle İslami haber siteleri ve kuruluşları ısrarla haberleri aynen birinci günkü gibi vermeye ve saldırının İsrail tarafından yapılan bir katliam olduğunu ileri sürmeye devam ettiler.

Bunun iyi niyetle veya saflıkla yapılmış bir hata olduğunu söylemek ne kadar mümkün, bilemiyorum! Eğer ortada bir yanlışlık varsa, bu yanlışlığın açıkça itiraf edilmesi, yanlış veya eksik çıkarımların tekzip edilip düzeltilmesi ve okurun/kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekmez mi? Elbette hastanenin bombalanmış veya bombalanmamış olması, diğer sivil kayıpları ve zulmü görmemek anlamına gelmez. Mutlaka şiddet durdurulmalı, ateşkes bir şekilde sağlanmalı ve sivil ölü meleri engellenmeli. Dahası, Gazze’ye sağlık ve gıda yardımı için bir yol bulunmalı. İnsani facianın daha da derinleşmesine engel olunmalı.

Diğer önemli meselelerden biri, Hamas’ın diskuru belirleyebilmesidir. Yukarıda Hamas’ın Filistin’deki esas yönetim olmadığını vurguladım. An itibariyle Hamas Gazze’den gelen tüm haberlerin yegane kaynağıdır. Hastane patlaması örneğinde görüldüğü üzere, Hamas olayları kendi menfaatine göre fabrike ederek manipülasyon yapıyor. Hastane patlamasının ardından, kefene sarılmış kanlı insan cesetlerini konuşma kursusunun etrafına yığıp siyasi propaganda yaptığı videoyu sosyal medyada maalesef ben de gördüm! Ölülerini siyasal malzeme haline getirmekten çekinmeyen Hamas’ın temel insani değerler konusunda da, İslam inancına göre de en hafif tabiriyle yanlış yolda olduğunu söylemek çok zor olmamalı.

Oysa zannediyorum ki bu herhalde sadece beni rahatsız etmiş olacak, bu konuda Türkçe haber sitelerinde herhangi bir eleştiri görmedim. Demek ki Hamas diskuru komple belirliyor. Bu sadece yerel düzeyde kalsa fazla mesele olmazdı. Ancak küresel düzeyde, Müslüman kimlikli insanlar açıkça Hamas ağzıyla yorumlar yapmaya, olayları tamamıyla Hamas algılarıyla algılamaya, dolayısıyla da Hamas’a enstrüman olmaya başladı. Bu minvalde Hamas IŞİD’ten de, El Kaide’den de daha iyi PR yaptı demek zorundayım. Bundan devşirilen gücün tehlikeleri bir yana, bu gücün özellikle dünyadaki Müslümanların konumuna ve imajına vereceği zararı aklı başında, makul, rasyonel Müslümanlar görmüyor olamaz.

TEHLİKELİ RADİKALLEŞME

O halde sormamız gereken bir soru var: İslamcılar neden Hamas retoriğine bodoslama atladı? Belki bunun arkeolojisini yapmak sorunu çözmek babında yararlı olabilir. Açıkça yazayım: İslami toplumlarda yerleşik antisemitik diskurlar ve algılar bunun temelidir. Siyonizmin formulasyonundan önce de, İsrail devletinin kuruluşu öncesinde de bu anti-Yahudi içerikler mevcuttu. Müslümanlar arasında yaygın olan bu patolojinin bizzat aydın ve entelektüel Müslümanlar tarafından eleştirilmesi gerekiyor. Müslümanların, gayrimuslumlere eşitlik temelinde yeni bir ilişki modeli formüle etmeleri gerekiyor. Teolojik içerikler bakımından bu belki kolay bir şey değil. Zimmi statusu Yahudileri (ve Hristiyanları) ayrı ve daha alt bir kategoride görüyor. Gerek teolojik gerekse de siyasi/tarihi pratik bakımından bu bagaj bugün bir tür kilit engel oluşturuyor ve değişimi/ilerlemeyi frenliyor. Sıfır toplamlı bu bakışın değiştirilmesi çok önemli. Bu sadece küresel barış için önemli değil, aynı zamanda Müslümanların günümüzdeki küresel rolü, yaşamları, entegrasyonları, diğer toplumlarla işbirlikleri – kısacası kendi çıkarları bakımından da hayati.

Diğer önemli bir konu ise Hamas’ın ne istediği. Hamas, Filistin’deki mülâyim oyuncular gibi bir arada iki devletli bir çözüm istemiyor. Hamas’ın değerler evreninden bakıldığında, karşımızda İsrail’i haritadan silmek isteyen, tüm Yahudilere karşı “cihat ilan etmiş”, hayata sıfır toplamlı bir oyun olarak bakan, İslamcı/cihatçı bir terör örgütü var. Bu örgütün IŞİD’ten veya El Kaide’den hiçbir farkı yok.

Müslümanlar arasında antisemitizm ve nefret söylemlerinde tehlikeli yükselişten bahsettim. Tunus’ta sinagoglara saldırılar, Türkiye’de İsrail ve ABD diplomatik temsilciliklerine saldırılar, Almanya’da Yahudilerin yaşadığı yerlere Davut yıldızı çizerek işaretlemeler gibi nefret ve terör eylemlerindeki artış, endişe verici. Bu tehlikeli radikalleşmenin zararı İsrail’e veya Yahudilere olmayacak. Keskin sirke küpüne zarar misali, bunun bedelini yine gariban ve iyi niyetli Müslümanlar ödeyecek.

Özellikle Batı ülkelerinde yaşayan Müslüman aileler ciddi sorunlar yaşamaya başlayacaklar. Vize işlemleri zorlaştırılacak, sınırdışılar yaşanacak, ayrımcılık ve önyargılar artacak. Popülist partilerin oy oranları artacak. İsrail başta olmak üzere tüm dünyada Filistinlilere yönelik pozisyon daha da olumsuz bir hal alacak. İslami toplumların Batılı ülkelere göçmen olarak gelmesi konusundaki liberal politika terk edilecek. Entegrasyon yerine asimilasyon politikaları gelecek, İslami kültür ve din kuruluşlarının faaliyetlerine sınırlamalar getirilecek. Yani tehlikeli radikalleşme, Müslümanlara çok ağır bir fatura çıkaracak. Peki, bu tehlikeli durumun çözümü nedir?

HAMAS’I DESTEKLEMEDEN BARIŞI SAVUNMAK MÜMKÜN

Filistin halkının haklarını savunmakla Hamas’ı desteklemek arasındaki derin fark var. Hamas’ın radikal söylemlerini benimsemeden, iki devletli çözümü ve barışı savunabilirsiniz. Fakat bunu yaparken kendi dini ve kültürel bagajınızın tarafsızlığınıza zarar vermemesini sağlayacak dengeyi bulmak önemli. Bu, mevcut ortamda kolay değil, bunun farkındayım. Ancak bunun alternatifi yok. Şiddetin ve savaşın her türlüsüne karşı çıkmak ile salt kültürel bagaj kaynaklı tekil bakış arasındaki farkın altı çizilmeli. İsrail’in ve Yahudilerin ne olursa olsun her olayda olagan şüpheli olduğu bir algı, bunun tersini Yudeo-Hristiyan dünyasında daha fazla yerleştiriyor. Başka bir ifadeyle, önyargınız karşı tarafta da önyargıları tırmandırıyor. Radikalleşmeniz karşı tarafı da radikalleştiriyor. 

Bugün Müslümanların en ufak bir insan hakları sorununda ilk sığındıkları ülkeler Batılı devletler. Kim Müslüman çoğunluklu toplumlara gidip iltica veya göç ediyor? Oysa Batı’dan İslami coğrafyaya yönelik bir göç talebi yok. Batı’nın iyi eğitim veren okullarında eğitim almak üzere her yıl milyonlarca öğrenci Müslüman ülkelerden Batılı ülkelere gidiyor. Bunun tersi var mı? Buna karşın, Batılı ülkelerde yaşamakta olan Müslümanlar arasında bile stereotipik sınıflandırmalar yapan ve kendi gibi düşünmeyen (yada inanmayan) insanları aşağı gören insanların sayısı artıyor.

Köprüler kurmada yeterince ilerlenilmemesinin en önemli nedenlerinden biri, Hamas gibi yapıların varlığı. Elbette Batılı toplumlarda da habis ve toksik gruplar var. Fakat bu gruplar ana akım dini gruplar tarafından meşru görülmüyor. Aşırı sağcı gruplar, Evanjelistler, yabancı düşmanları, vs. geniş tabanlı kiliselerce ve onların kitlelerince reddediliyor.

Diğer bir tutarsızlık, çifte standartlar konusunda. Kürtlerin Müslüman çoğunluklu toplumlar tarafından Filistinlilere gösterilen ilgiyi görememesi, Yemen’de yaşanan büyük insanlık dramının yine Müslüman çoğunluklu toplumlar tarafından hemen hiç gündeme getirilmemesi nasıl yorumlanmalı? Saddam’ın Halepçe katliamında hayatını kaybeden insanlardan sonra neden Müslüman ülkeler veya İslam Ülkeleri Konferansı herhangi bir hak mücadelesi başlatmadı? Müslümanlar hak sorunları sadece Filistin meselesi olunca mı akla geliyor? Bu soruları gündeme getirenler neden nifakla, bozgunculukla, ihanetle suçlanıyor? Neden bazı Müslümanların hakları savunulurken diğer Müslümanların hakları hiçbir şekilde gündeme taşınmıyor? Çünkü tüm bu katliamlarda ve haksızlıklarda katliamları ve haksızlıkları yapanlar Müslüman devletler. Diğer bir ifadeyle ‘biz yaparsak sorun değil’ yaklaşımı egemen. Haydi devletler seviyesini geçtik, peki Müslüman okur-yazarlar neden bireysel olarak bu sorunları gündeme taşımıyor? Neden İslami duyarlılığı olan sivil toplum kuruluşları hiçbir zaman bu ‘tehlikeli sularda’ seyretmiyor? Bu ikiyüzlü bir tavır değil mi? 

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM KAÇINILMAZ

Gelelim hangi pozisyonun ‘doğru pozisyon’ olduğu meselesine. İdeal çözüm nedir? Zor bir soru. Fakat bazı temel noktaların altını çizmek lazım. İki devletli bir çözümün olması kaçınılmaz. Tabii gerçekten amaç barış ise. Hem İsrail Filistin gerçeğini kabul etmeli, hem de Filistin tarafı İsrail’in varolma hakkını teslim etmeli. Bunun olmadığı bir barış düşünülemez ve gerçekçi olamaz. Bir gün, Yahudilerin ve Müslümanların (ve elbette Hristiyanların) kendileri için kutsal kabul ettikleri yerlerde özgürce ibadet edebilmelerini garanti altına alan, İsrail’e ve Filistin’e yaşam şansı tanıyan bir çözümden bahsediyorum. Avrupa’da Fransa ve Almanya gibi tarihleri birbirleriyle savaşarak geçmiş halklar AB sürecinde birleştiler, hatta bugün aynı para birimini kullanıyorlar.

Bu barış ve entegrasyon süreçlerinden dersler çıkartmak gerekmiyor mu? Müslüman ve Yahudilerin kardeşçe bir arada yaşadıkları, birlikte aynı işyerinde çalışıp birbirlerini kutsal günlerinde birlikte yemek yedikleri, birlikte spor yaptıkları, öğrencilerin karşılıklı değişim programlarına katılıp dostluklar kurabildiği, ölümü değil hayatı kutsayan bir anlayış yerleştirilemez mi? Çatışmanın değil, işbirliğinin, sıfır toplamlı oyunların değil, kazan-kazan yaklaşımının geçerli olabileceği bir süreç başlatılamaz mı? İki tarafta da şahinlerin değil, güvercinlerin yönetime gelmesi için bu ideallerin benimsenmesi ve şiddetin istisnasız olarak reddedilmesi gerekiyor.

 

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya