Silivri’de Ramazan: Dikenli tellerin arasından dualar yükselir

Silivri’de Ramazan: Dikenli tellerin arasından dualar yükselir

Gardiyan, elinde kalem ve not kağıdıyla mazgalı açar, ‘Öğle yemeğini sahurda mı alacaksın, normal vaktinde mi?’ diye sorar. Böylece Silivri Hapishanesi’nde Ramazan ‘resmen’ başlar. Kıpır kıpırdır dudaklar, dualar usul usul yükselir koğuştan, dikenli tellerin arasından gardiyanlara fark ettirmeden semaya ulaşırlar.

Gardiyan, elinde kalem ve not kağıdıyla mazgalı açar, ‘Öğle yemeğini sahurda mı alacaksın, normal vaktinde mi?’ diye sorar. Böylece Silivri Hapishanesi’nde Ramazan ‘resmen’ başlar. Gece, ilk sahura kalkacaktır askerler, polisler, hakimler, esnaflar, öğrenciler… Kadere mahkûmlar… Öz vatanlarında paryalar…

KALABALIK KOĞUŞLARDA ABDEST KUYRUĞU BAŞLAR

Kalabalık koğuşların telaşı da haliyle ‘kalabalık’ olur. Daha erken saatte uyanırlar. Hummalı bir hazırlığa girişirler. Domates, salatalık, peynir… Allah o gün ne rızık gönderdiyse, sofraya konulur. Çay demlenir fokur fokur. Kimi sofradan tez kalkar, bilir ki az sonra abdest kuyrukları başlayacaktır. Sahurlarını tamamlayıp abdestlerini alanlar, sabah namazı vaktinin girmesini bazen ellerinde Kur’an bazen Cevşen’le beklerler. Kıpır kıpırdır dudaklar, dualar usul usul yükselir koğuştan, dikenli tellerin arasından gardiyanlara fark ettirmeden semaya ulaşırlar. Üç kişilik koğuşlarda haliyle daha sessizdir sahurlar. Tek kişilik hücrelerde ise Ramazan doğal bir ‘itikaf’a dönüşür. Yaratıcı, mahkûm ve mahkûmun duaları.

İlk ‘Allahuekber’ duyulduğunda, hapishanenin sessizliği kıpırdadığında yani, çoktan bulaşık faslına geçilmiştir. Hamarattır da mahpuslar, ellerinden her iş gelir. Çamaşır, bulaşık, tamirat… Her erkek koğuşunda aynı şaka dolanır durur: ‘Oo maşallah ne kadar da hamaratsın. Çıkınca, bütün ev işlerini sen yapacaksın. Yengenin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmayacaksın’. Ah bir özgürlüğüne kavuşsa o… Bir daha hiç üzer mi karısını?

ÖĞLE VE AKŞAM YEMEKLERİYLE İFTAR SOFRASI

Namazdan sabah sayımına kadar deliksiz bir uyku çekilir. Sayımdan sonra, on bir ayın aksine neredeyse tüm hapishane yeniden uykuya dalar. Genelde en geç öğlene doğru kalkılır ama orucu uykuya tutturanlar da yok değildir. Akşamüstüne kadar herkes köşesine çekilir. Roman okuyan da olur risale de… Haberleri takip eden de vardır, ülke gündemiyle tamamen bağını koparan da… İkindi sonrası koğuşlar arası sohbet başlar. Bu sohbet, başka sohbetlere benzemez tabii. Epey bağırmalısındır, sesini diğer koğuşlara duyurmak için. E bir de üzerine oruç halsizliği eklenince, Ramazan muhabbetleri kısa tutulur. İftar vakti yaklaştıkça heyecan da yükselir. Sahurdan daha yoğun bir faaliyet vardır şimdi. Bir kere mutlaka salata yapılmalıdır. Olmazsa olmazdır iftar sofrası için. Öğle ve akşam yemekleri birleştirilmiş, hapishane şartlarında ‘zengin’ denilebilecek bir menü oluşturulmuştur. Ezan sofra başında beklenir. Dualardaki temenniler ortaktır. Özgürlük orucunun son bulmasını diler mahkûmlar, ailelerine kavuşmayı bir de. Memleket için dua edilir, her ne kadar memleketin sakinleri onlara hayat hakkı tanımasa da vazgeçemezler işte vatan toprağından. Aşktır, kutsaldır, vazgeçilmezdir vatan. Gerisi zaten teferruattır.

BİR GÜN ELLERİNDE HATIRALARLA ÇIKACAKLAR SİLİVRİ’DEN…

İftar sonrasının vazgeçilmezi çaydır. Bardak bardak içilir hem de. Bu kez bulaşıklar biraz bekleyebilir. Mahpusun da hakkıdır yani keyfetmek. Günler ilerleyip arife günü yaklaştıkça, bir bayramın daha hapishanede geçeceği gerçeğiyle yüzleşirler. Ama ümitler biter mi hiç? Bitmez. Hapishanede umutlar ölmez. Bir sabah ellerinde hatıralarla çıkacaklar Silivri’den ve o gün hepimize bayram olacak. Sonra yıllarca, ‘Hey gidi günler’ini anlatacaklar. Biz de usanmadan dinleyeceğiz. Hem de hiç usanmadan…